8 Mayıs 2017 Pazartesi

Tanrı Misafiri-Umut Taha Saçan


            Kazaklar hakiki bir göçebe halk olup, bütün yıl boyunca göç ederler. Ama biz göçebe değil yerleşik yaşayan bir aileyiz çünkü sadece sığır yetiştirenler göç ederler. Kuraklık yaşandığı için hayvanlara su ve besin arayışına çıkarlar. Bu arada ben Ayarıw. Varlıklı bir aileden geliyorum. Bizim ailemiz dört kişi. Ablam Aydana, babam  Jamal, annem ise Tilek.

            Evimiz Almati şehrinde  diğer adıyla küçük Dubai . Evler cetvelle çizilmiş gibi planlı. Almati sokakları, caddeleri çok güzel planlanmış, caddellerin sağında solunda  sırayla sulama kanalları, ağaçlar, kaldırım ve yeşil alanlar mevcut. Kaldırımda yürürken otomobiller geçmiyor hemen yanınızdan yani,  caddeye sıfır evler yok, her yer yemyeşil, otopark sorunu olmadığı için dışarıdan görünen park etmiş araba görüntüsü pek yok. Neyse benim size anlatmak istediğim hikayem farklı...
 Kazakistan’da bir çok Özbek restoranı bulunur. Oldukça güzel ve lezzetli yemekler yiyebilirsiniz buralarda. Yine bir haftasonu herzamanki  gittiğimiz Tyubeteika isimli Özbek lokantasına gittik. Yemek siparişimizi verdik. Ailecek sohbete daldık. En sevdiğim Özbek pilavımı beklerken camda gözüme yaşlı bir adam ilişti. İçeriyi izliyordu karnı aç gibiydi. Zaten üstünden başından parasının olmadığı belliydi.
Babamın her zaman en sevdiğim yanı yardım sever ve merhametli olmasıydı. Babama o yaşlı adamı gizlice gösterdim. Çok üzüldüğümü ve bizimle yemek yemesini istediğimi söyledim. Babam belki de yanımıza gelmeyi kabul etmeyeceğini söyledi. Ben yine de şansımı denemek istedim. Hemen yaşlı adamın yanına gittim.
-Merhaba, dedim. Ben Ayarıv. Sizin adınız nedir?
-Ben Saken, dedi biraz tedirgince.
-Bizimle yemek yemek ister misin?
-Olmaz hadi ailenin yanına git.
-Hadi lütfen. Sadece bir  armağan olarak düşün.
-Neden bana armağan veriyorsun ki?
-Dedem Aygara çok kısa önce vefat etti ve sizi ona çok benzettim. Onu çok özledim inanın. Bu sebep yeterli olur mu bizimle yemek yemenize?
Onu ikna etmek gerçekten zor olmuştu. Ama sanırım o da benim halime üzülmüş olacak ki davetimi kabul etti.
-Tamam Ayarıv ama bana bir söz ver. Bende sana bir armağan vereceğim.
-Tamam kabul ediyorum, dedim.
Çok mutlu olmuştum. İçeri geldi ve bizimle yemek yemeğe başladı. Sanki günlerdir yemek yememiş gibiydi. Onun için üzülüyordum ama çok gururlu bir yapısı vardı. Hikayesini merak ediyordum doğrusu ama soramıyordum. Babam sanki içimden geçeni okur gibi:
-Saken ailen var mı? Nerede yaşıyorsun ? diye sordu.
-Vardı...derken kafasını öne eğdi ve konuşmak istemedi sanki...
Ters birşeyler olduğu belliydi.
-Küçük bir ailemiz vardı ancak kızımı ve damadımı sokakta serseriler öldürdü.
Ben heyecanla ve üzüntüyle dinliyordum.
Kazakistan’da yerli halk olarak bir çok millet yaşar. Güvenlik biraz sıkıntılı olabilmektedir. Issız mekanlarda yalnız dolaşır ve merkezi yerleri tercih etmezseniz çok büyük tehlikelerle karşılaşırsınız. Polis mi? Polislerden  mümkün olduğunca uzak durmak gerekir. Rüşvet çok yaygın olduğu için gereksiz nedenlerden dolayı sizi alıkoyup para isteyebilirler. Yani Saken’in çocuklarının sokakta serseriler tarafından  katledilmesi burada çok şaşırtıcı bir olay değil ama çok üzücü...
.Saken devam etti:
-Damadım geçimimizi sağlardı. Ben kanser hastasıyım. Çalışamıyorum. Zaten kimse de bana iş vermiyor. Kızım ve damadımdan bana kalan bir de torunum var. Onun hergün karnını doyurabilirsem ve okuluna gönderebilirsem şükrediyorum. İyiki o var...
Babam da ilgiyle dinliyordu. Annem ve ablam sanki ağlamak üzereydi. Ben onu masaya davet ettiğime şimdi daha mutlu olmuştum.
Babamın aklından birşeyler geçiyor gibiydi ve konuşmaya başladı.
-Saken sana bir teklifte bulunsam kabul eder misin?
-Buyrun!...
-Ben sana şirketimde iş vermek istiyorum. Tabi senin yapabileceğin bir iş. Aynı zamanda da tedavini yaptırıp torununu da okutmak istesek kabul eder misin? Buna Ayarıv ve tüm ailem de çok mutlu olacaktır.
-Ben...dedi ve sanki ağlamamak için kendini zor tutuyordu. Eğer konuşsa ağlayacaktı. O yüzden konuşmadı. Sadece kafa salladı. Yani bu evet demekti... Ben sanki kendi dedemi bulmuş gibiydim.O kadar mutluydum ki kabul ettiği için. Hiç beklemiyordum kabul edeceğini. Ama o kadar zor durumdaydı ki gurur yapacak durumda değildi.Babam telefon numarasını bir kağıda yazdı ve Saken’e verdi. Yemeğimiz bittiğinde kalktık. Arabamıza doğru ilerlerken babam Saken’i Börtala’daki ahşap evimize davet etti. Onu yarın gidip alacağımızı ve amcamın bebeğinin beşiğe koyma şenliğine onun da katılmasını ve ailesiyle tanışmasını istediğini söyledi.
Kazaklar bebek doğumuna büyük önem verir. Bir bebeğin doğumundan sonraki 3 gün içinde kutlamalar yapılır, buna beşik şenliği denir. Kazak bebek beşikte büyür, bu nedenle bebeğin doğumundan sonraki 7 ile 10 gün içinde bebeği beşiğe koyma töreni yapılır. Törende bir koyun kesilir ve yakın akrabalar ile komşu kadınlar katılır, törende bebeğe isim konur. Her iki törene de katılan her kadın, kendi eliyle diktiği bir elbiseyi hediye eder, ayrıca bebeğin anne babasına bir iki isim seçeneği önerir. Bebeğin ismi bazen bir din adamı tarafından konur. Ziyafete gelen misafirler mutlaka bebek için güzel dileklerde bulunur.
.Saken’in sanki gözlerinin içi gülüyordu.
-Sanki eski günlerdeki gibi ailem olduğunu hissettim. Çok teşekkür ederim, dedi.
Babam da sanki tekrar babasına kavuşmuş gibiydi. Sanki dedem yaşıyordu.
Ertesi gün babam Saken’i ve torunu Uksas’ı çarşıya götürmüş onlara yeni kıyafetler almıştı. Şenliğe onları da getirdi. Biz Kazaklar konuğu Allah'ın gönderdiğini ve o nedenle iyi ağırlanması gerektiğini düşünürüz. Bir konuk ayrılırken evsahibi ona şöyle sorar: "Keçe çadırımda almak istediğiniz bir şey var mı?" Konuğun beğendiği eşya hemen hediye edilir. Saken’e de bir sürü hediyeler geldi ailemden.
Saken artık babamla çalışıyor, Uksas’ta benim okulumda okuyordu. Ailemin 2 üyesi daha olmuştu artık. Birde bir erkek kardeşim... Hep isterdim bir erkek kardeşimin olmasını...İşte Saken bana ilk gün söylediği armağanı vermişti. Bir erkek kardeş...


 Zengin giyerse "sağlıcakla", fakir giyerse "nereden buldun ki!" derler. Herkes ailesini ve kendi yaşadığı o huzurlu evine şükür etsin veya etmesini bilsin. Belki birgün bizde Saken’in durumuna düşebiliriz...